T.C. Anayasası’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesine göre herkes yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Ve hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

22/06/2012 Tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile bir alternatif uyuşmazlık çözümü olarak yeni bir kapı daha açılmıştır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde taraflar isterlerse arabuluculuk olanağından da yararlanabilirler.

Taraflar mahkemeye başvurduklarında, yargılama sürecinde davacı veya davalı sıfatıyla katıldıkları duruşmaları müteakip mahkemenin verdiği karar gereğince haklarını temin ederler. Kararı mahkeme (hakim ya da hakimler) vermiştir; karar uzun sürede verilmiştir; yargı süreci ve icra aşamasının maliyeti yüksektir; yargı sürecinden tek taraflı bir karar ile ayrılamazsınız; yargılama süreci genellikle alenidir; karar genellikle “kazan-kaybet” formatında bir tarafı memnun eder, hatta bazen iki tarafı da memnun etmez.

Arabuluculuk ile yargılama süreci kıyaslandığında ise birçok farklılık göze çarpar: Kararı mahkeme yerine taraflar verir; karar kısa sürede verilir; maliyet oldukça makuldür; taraflardan herhangi biri dilerse arabuluculuk sürecini tek taraflı kararı ile sonlandırabilir; arabuluculuk süreci gizlidir; karara “kazan-kazan” formatına uygun tarafların mutabakatı ile varılır.

Arabuluculuk, toplumsal barışa hizmet eden bir kurumdur. Uyuşmazlığın çözümünde davacı-davalı konumunda hasmane bir tutum ile sürdürülen yargılama süreci yerine tarafların birbirleri ile iletişiminin teşvik edildiği dostane bir süreç söz konusudur.

Ve arabulucu bu süreçte tarafların iletişimini ve birlikte bir karar vermelerini kolaylaştıran bir rol üstlenir.